Santa Farma, 80 yıllık köklü geçmişini geleceğe taşıyan stratejik bir dönüşüm sürecinden geçiyor. Ar-Ge, inovasyon ve glokal büyüme yaklaşımıyla yönünü netleştiren şirket, planlı ve kararlı adımlarla yeni bir dönemi inşa ediyor. Santa Farma CEO’su Sami Kiresepi bu dönüşümü tek cümlede şöyle özetliyor: “Yavaş yavaş… ama hızlı.” Bu röportajda Kiresepi ile Türk ilaç sektörünün mevcut durumunu, Santa Farma’nın değişen vizyonunu, büyüme stratejisini ve küresel hedeflerini konuştuk.
Bize biraz kendinizden ve şirketinizden bahseder misiniz?

1979 İstanbul doğumluyum. Çocukluğum Santa Farma’nın hikâyeleriyle ve bu şirketin kültürüyle iç içe geçti, bir anlamda Santa Farma ile birlikte büyüdüm. Üniversite eğitimimi ABD’de tamamladıktan sonra ilaç sektöründeki kariyerime uluslararası bir firmada başladım. 2006 yılında ise aile şirketimiz Santa Farma’ya katıldım. Ürün Müdüründen Stratejik Planlama Direktörüne uzanan farklı pozisyonlarda görev aldıktan sonra, 2024 yılında üçüncü nesil CEO olarak görevi devraldım.
Bugün Santa Farma, 80 yıllık mirası üzerinde güçlü bir dönüşüm sürecine girmiş durumda. Hem şirket içinde hem de sektör genelinde, daha fazla değer üretebilmek için kapsamlı bir yeniden yapılanma dönemi yaşıyoruz. Bu süreç, bir zorunluluktan ziyade stratejik bir tercih olarak şekilleniyor; hedef ise daha çevik, daha öngörülü ve global ölçekte daha güçlü bir Santa Farma yaratmak.
Türkiye ilaç sektörünün bugünkü konumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türkiye ilaç sektörü, güçlü üretim altyapısı, deneyimli insan kaynağı ve Ar-Ge kapasitesiyle bölgesel bir güç hâline geldi. Modern tesisler, yüksek kalite standartları ve geniş ürün portföyü sayesinde sektör, yalnızca iç pazarda değil, global pazarlarda da rekabet avantajı yaratıyor.
Son yıllarda özellikle Avrupa, Körfez ülkeleri ve Latin Amerika pazarlarına erişimin artması, Türkiye’nin global görünürlüğünü belirgin şekilde yükseltti. Bu tablo, yerli sanayinin doğru desteklerle çok daha ileri gidebileceğini gösteriyor.
Ancak potansiyeli tam anlamıyla açığa çıkarmak için öngörülebilir regülasyonlar, yerli üretimi önceleyen politikalar, Ar-Ge teşviklerinin güçlendirilmesi ve kamu-sanayi-üniversite iş birliğinin sistematik hâle gelmesi kritik önem taşıyor.
Sektörün güçlü yönleri kadar çözüm bekleyen yapısal sorunları da var. Sizce en kritik sorunlar neler?
Türkiye ilaç sektörü dayanıklılığıyla biliniyor, pandemi döneminde bunun ne kadar değerli olduğunu hepimiz gördük. Ancak çözüme ihtiyaç duyan yapısal başlıklar hâlâ gündemde:
- Tedarik zincirinde kırılganlık: Özellikle hammadde ve ambalajda dışa bağımlılık, sürdürülebilirliği tehdit ediyor.
- Fiyatlandırma ve kur sistemi: Reel kur ile ilaç kuru arasındaki fark, maliyet baskısını artırıyor ve teknoloji yatırımlarını zorlaştırıyor.
- Yüksek maliyetli ürünlerde ithal bağımlılığı: Bu durum hem sağlık bütçesi hem de stratejik bağımsızlık açısından risk oluşturuyor.
- Ar-Ge ekosisteminin ölçek problemi: Türkiye’de güçlü Ar-Ge adımları var ancak bunların bir ekosistem hâline gelmesi için daha fazla entegrasyon gerekiyor.
Tüm bu sorunların ortak çözümü, politikaların uzun vadeli ve öngörülebilir olması. Sektörün sürdürülebilir büyümesi ancak bu temelle mümkün.
Türkiye’de ilaç fiyatlandırma politikaları ve geri ödeme sistemleri uzun süredir tartışılıyor. Sizce nasıl bir model sürdürülebilir olur?
Öncelikle, ilaç fiyatlandırma ve geri ödeme sistemlerinde öngörülebilirliğin, sektörün hem sürdürülebilir büyümesi hem de yatırım iştahı açısından hayati önem taşıdığına inanıyorum. Çünkü belirsizlik, yatırım kararlarını yavaşlatır; Ar-Ge süreçlerinde risk alma kapasitesini azaltır ve uzun vadeli planlamayı zorlaştırır.
Bu nedenle, kamu ve özel sektörün birlikte çalışarak uzun vadeli projeksiyonlara uygun, mali sürdürülebilirliğe odaklanan, yerlileşmeyi destekleyen ve inovasyonu teşvik eden bir modele ihtiyaç olduğuna inanıyorum. Bu model yalnızca şirketleri değil, Türkiye’nin ilaç arz güvenliğini ve küresel rekabet gücünü korumak açısından da kritik öneme sahip.
Ar-Ge ekosistemimizi geliştirmek için neler yapılmalı? Santa Farma’nın Ar-Ge yaklaşımını paylaşır mısınız?
Ar-Ge’nin gelişebilmesi için üç temel unsurun gerekli olduğunu düşünüyorum. Bunların ilki, teşviklerin kapsamının genişletilmesi. İkincisi, üniversite-sanayi iş birliklerinin artırılması. Üçüncüsü ise yerli firmaların ortak Ar-Ge, ruhsatlandırma veya teknoloji paylaşımı gibi modellerle daha güçlü stratejik ortaklıklar geliştirmesi.
Santa Farma olarak bu alanda güçlü bir konumdayız. Dilovası’ndaki Ar-Ge merkezimiz; QbD (Quality by Design) yaklaşımını benimseyen, analitik ve farmasötik teknoloji altyapısı gelişmiş, modern cihazlarıyla yüksek teknik yetkinlik sunan Türkiye’nin sayılı merkezlerinden biri. Bu sayede hem güncel teknolojilere uyum sağlayabilen hem de yenilikçi projeler üretebilen bir Ar-Ge ekosistemine sahibiz.
Bugün yalnızca ilaç formülasyonları geliştirmiyoruz, aynı zamanda dermokozmetik projeler, farmasötik teknoloji çözümleri ve Infinis Nutrition gibi yenilikçi iş modelleri oluşturuyoruz. Santa Farma’nın geleceğinde Ar-Ge, inovasyon ve portföy çeşitlendirme çok daha merkezi bir rol oynayacak.
Santa Farma’nın vizyonundan bahseder misiniz?
Yeni vizyonumuzu şöyle tanımlıyoruz: “Sağlık alanında, dünya pazarlarındaki yerel ihtiyaçları global standartlarla buluşturan referans şirket olmak.” Bu vizyonun arkasında üç temel prensip bulunuyor. İlki, seçici ve stratejik büyüme. İkincisi, insan odaklılık ve güçlü bir değer kültürü oluşturmak. Üçüncüsü ise Ar-Ge ve üretimde mükemmellik yaklaşımını tüm süreçlerimizin ayrılmaz bir parçası hâline getirmek. Bu üç prensip, Santa Farma’nın 80 yıllık başarısının temelinde yatıyor. Biz bu mirası koruyarak, daha çevik ve global ölçekte güçlü bir organizasyon inşa etmeyi hedefliyoruz.
80. yılında Santa Farma’nın üretim ve ihracat gücü Türk ekonomisine nasıl katkı sağlıyor?
Santa Farma bugün 80.000 m²’lik modern bir üretim tesisine, tek vardiyada 150 milyon kutuluk üretim kapasitesine ve Avrupa standartlarında kalite altyapısına sahip güçlü bir şirket. Son dönemde ihracatta çift haneli bir büyüme yakaladık ve Avrupa’dan Körfez ülkelerine, Latin Amerika’dan Uzak Doğu’ya kadar geniş bir coğrafyada yeni ruhsat süreçlerimizi başlattık.
Yerli üretimin güçlenmesinin, ülkemizin cari açığından istihdamına, teknoloji kapasitesinden rekabet gücüne kadar pek çok alanda doğrudan katkı sağladığına inanıyorum. Santa Farma olarak önümüzdeki dönemde hem bu katkıyı büyütmeyi hem de Türkiye’nin küresel ilaç ekosistemindeki konumunu daha da güçlendirmeyi hedefliyoruz.
Türkiye’nin global ilaç rekabetinde daha etkin olması için hangi adımlar kritik?
Türkiye’nin rekabet gücünü artırması için birkaç temel başlığın güçlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bunların başında yerli üretimi önceleyen politikalar, öngörülebilir bir regülasyon yapısı ve Ar-Ge teşviklerinin güçlendirilmesi geliyor. Bununla birlikte, yerli firmalar arasında ortak üretim, ortak Ar-Ge veya ihracat konsorsiyumları gibi stratejik iş birliği modellerinin yaygınlaşması da büyük önem taşıyor. Ayrıca uluslararası pazarlara erişimi kolaylaştıran ticari mekanizmaların güçlendirilmesi, sektörün küresel ölçekte daha iddialı bir oyuncu olmasını sağlayacaktır.
Bugün orta ölçekli Avrupa ilaç firmalarının başarısının ardında bu tür iş birlikleri yaklaşımı bulunuyor. Türkiye’de de benzer bir iş birliği kültürü geliştiğinde sektörün global ölçekteki etkisinin çok daha belirgin hâle geleceğine inanıyorum.
Santa Farma global pazarlarda nasıl bir rol üstlenmeyi hedefliyor?
Hedefimiz çok net: ‘Glokal – yerelde güçlü, globalde görünür’ bir oyuncu olmak. Bu doğrultuda uluslararası büyüme stratejimizi çok yönlü bir şekilde yürütüyoruz.
Avrupa, Körfez, Latin Amerika ve Uzak Doğu gibi öncelikli pazarlarda ruhsat süreçlerimizi hızlandırırken, aynı zamanda hibrit teknoloji ve lisanslama modelleri geliştirerek portföyümüzü daha rekabetçi bir yapıya taşıyoruz. Seçilmiş terapötik alanlarda sürdürülebilir ve fark yaratan bir ürün portföyü oluşturmak da stratejimizin önemli bir parçası.
Kısacası, Santa Farma’nın uluslararası hikâyesi yeni başlıyor, ancak güçlü altyapımız, nitelikli insan kaynağımız ve uzun vadeli vizyonumuz sayesinde bu yolculuğun sağlam temeller üzerine kurulduğunu söyleyebilirim.
Odaklandığınız tedavi alanları neler? Yeni ürün planlarınız var mı?
Bugün Santa Farma’nın portföyü; ağrı tedavisi, dermatoloji, solunum, enfeksiyon, gastroenteroloji ve merkezi sinir sistemi terapötik alanlarında güçlü bir konuma sahip. 2024 yılında kardiyometabolik grubumuzu kurarak kardiyoloji ve diyabeti de portföyümüze dahil ettik. Bu alanlardaki deneyimimiz hem hekimlerin hem de hastaların ihtiyaçlarına yanıt veren geniş ve sürdürülebilir bir ürün yelpazesi oluşturmamızı sağlıyor.
Bununla birlikte Ar-Ge merkezimizde; diyabet ve kardiyoloji, yeni jenerasyon dozaj formları, farklı salım profilleri, dermatoloji ve dermokozmetik ürünler ile ileri farmasötik teknoloji projeleri üzerinde yoğun şekilde çalışıyoruz. Bu çalışmalar, şirketimizin inovasyon kapasitesini güçlendiren stratejik yatırım alanlarını oluşturuyor.
Önümüzdeki dönemde, belirlediğimiz seçilmiş terapötik alanlarda portföyümüzü daha da genişletmeye yönelik hem ruhsat hem de geliştirme süreçlerimiz devam ediyor. Amacımız hem yerel hem de global pazarlarda katma değer yaratacak, bilimsel temeli güçlü ürünleri portföyümüze kazandırmak.
Sürdürülebilirlik yaklaşımınız nedir?
Sürdürülebilirlik, Santa Farma için yalnızca çevresel bir sorumluluk alanı değil, bütün iş süreçlerimize entegre ettiğimiz temel bir yönetim anlayışı. Bu perspektifle, üretim tesisimizde enerji verimliliği, atık azaltımı, karbon ayak izi ölçümü ve su geri kazanımı gibi uygulamaları sistematik şekilde hayata geçiriyoruz.
Ayrıca orta vadede güneş enerjisi yatırımları ve fabrikanın kademeli elektrifikasyonu gibi daha kapsamlı projeleri planlarımız arasına aldık. Hedefimiz, çevresel etkimizi azaltırken aynı zamanda operasyonel verimliliği artıran, uzun vadeli ve dönüşüm odaklı bir sürdürülebilirlik modeli oluşturmak.
Kurumsal sosyal sorumluluk yaklaşımınızdan bahseder misiniz?
2010 yılından bu yana UN Global Compact inisiyatifinde yer alarak, insan hakları, çalışma standartları, çevre ve yolsuzlukla mücadele alanlarında yer alan evrensel olarak da kabul görmüş 10 ilkeyi destekliyoruz. Bu yaklaşım, yalnızca küresel bir taahhüt değil, Santa Farma’nın sosyal sorumluluk anlayışının da temelini oluşturuyor.
Eğitim, gençlik, bilim ve toplum sağlığı üzerine projeler geliştiriyor; çalışan gönüllülüğü ile sosyal etkimizi güçlendiriyoruz. Bizim için sosyal sorumluluk bir iletişim faaliyeti değil, kurum kültürümüzün temelidir.
Önümüzdeki 5–10 yılda Türk ilaç sektörünü hangi trendlerin şekillendireceğini düşünüyorsunuz?
Önümüzdeki dönemde sektör birkaç kritik eğilim etrafında şekillenecek. Dijitalleşme ve yapay zekâ, ilaç geliştirme süreçlerini hızlandırarak verimliliği artırıyor. Biyoteknolojik ürünlere geçiş ise özellikle karmaşık hastalıklarda yeni tedavi imkânları sunuyor. Kişiselleştirilmiş tedavilerin yükselişi, hasta odaklı yaklaşımın önemini daha da artıracak.
Tedarik zinciri dayanıklılığı artık stratejik bir gereklilik. Bu nedenle yerli üretimin güçlendirilmesi ve bölgesel üretim merkezlerinin desteklenmesi kritik olacak. Ayrıca yerli firmalar arasında kurulacak stratejik iş birliklerinin sektörün rekabet gücünü belirgin şekilde artıracağına inanıyorum.
Karar vericilere tek bir öneri sunacak olsanız ne söylersiniz?
Karar vericilere tek bir öneri sunacak olsaydım; yerli üretimi ve yerli şirketler arası iş birliği ekosistemini güçlendiren, uzun vadeli ve öngörülebilir bir ilaç politikasının oluşturulmasını önerirdim.
Son olarak Santa Farma’nın dönüşüm hikâyesinden bahseder misiniz?
Santa Farma bugün 80 yıllık geçmişi üzerinde yeni bir gelecek inşa ediyor.
Bu dönüşümü bir cümle ile özetliyorum: “Yavaş yavaş… ama hızlı.” Planlı, kontrollü, adım adım ilerliyoruz, ancak sonuçların kalıcı ve dönüştürücü olmasını hedefliyoruz.
Gelecekte Santa Farma’yı yalnızca Türkiye’nin değil, bölgenin ve dünyanın tanıdığı, inovasyonda, sürdürülebilirlikte ve insan odaklılıkta referans bir sağlık markası olarak görmeyi hedefliyorum ve inanıyorum ki 100. yılımızı büyük başarı hikâyeleriyle kutlayacağız.
İlaç Sektörü-Hekim ve Eczacıların Dergisi