Bilim, İnovasyon ve Toplumsal Etkiyi Bir Araya Getirerek Sağlıkta Sürdürülebilir Değer Yaratıyoruz

Türkiye’de 70 yılı aşkın geçmişe sahip Bayer’in sağlık alanındaki yolculuğunu değerlendiren Bayer İlaç Türkiye ve İran Ülke Grubu Başkanı Colin Tyrer, şirketin tedavi alanlarındaki odağını, sürdürülebilirlik anlayışını, önceliklerini ve projelerini paylaştı.

Bayer’in Türkiye’deki konumunu ve önceliklerini nasıl değerlendirirsiniz?

Bayer olarak 160 yılı aşkın global deneyimimizle sağlık ve tarım alanlarında faaliyet gösteriyoruz. Türkiye’de ise 70 yılı aşan güçlü bir geçmişimiz ve yaklaşık 1.000 çalışanımızla önemli bir konuma sahibiz. Türkiye ilaç pazarında ilk 10’da yer alıyoruz ve her yıl karşılanmamış tıbbi ihtiyaçlara yanıt veren yenilikçi çözümleri hastalarla buluşturuyoruz. Özellikle yerel üretim alanında güçlü bir ayak izimiz var; ürünlerimizin %77’sini Türkiye’de üretiyoruz. Bu yaklaşım hem sürdürülebilirlik hem de ülke ekonomisine katkı açısından kritik bir rol oynuyor.

Kurum kültürünüz ve çalışma modeliniz hakkında neler söylersiniz?

Bayer’i farklı kılan en önemli unsur, bilimi insan odaklı bir kültürle birleştirmesi. Bu yaklaşımı son yıllarda hayata geçirdiğimiz DSO (Dynamic Shared Ownership) modeliyle daha da güçlendirdik. DSO, daha az hiyerarşi, daha fazla iş birliği ve çevik çalışma prensipleriyle ilerlememizi sağlıyor. 90 günlük döngülerle hızlı karar alabilen, sorumluluğu paylaşan ve inovasyonu teşvik eden bir yapı kurduk. Bu model sayesinde ekiplerimizin potansiyelini ortaya çıkarıyor ve daha hızlı değer yaratabiliyoruz.

Hangi tedavi alanlarına odaklanıyorsunuz ve bu alanlardaki yaklaşımınızı nasıl tanımlarsınız?

Küresel ölçekte artan yaşam süresi, yaşlanan nüfus ve kronik hastalıkların yaygınlaşması, sağlık sistemlerinde daha bütüncül ve sürdürülebilir çözümlere olan ihtiyacı artırıyor. Bayer olarak biz de bu değişen ihtiyaçlara yanıt verebilmek için yüksek etki yaratabileceğimiz terapötik alanlara odaklanıyoruz.

Kadın sağlığı, en öncelikli alanlarımızdan biri. Bu alanda yalnızca tedavi sunmakla kalmıyor, farkındalık yaratmayı, sağlık hizmetlerine erişimi artırmayı ve kadınların yaşam kalitesini bütüncül bir yaklaşımla iyileştirmeyi hedefliyoruz.

Kardiyoloji alanında ise kalp-damar hastalıklarının önlenmesi ve yönetimi üzerine yoğunlaşıyoruz. Özellikle inme ve kalp krizi gibi ciddi sonuçlara yol açabilecek risklerin azaltılması, hastaların yaşam süresi ve kalitesi açısından kritik önem taşıyor.

Oftalmolojide, hastaların tedavi yükünü azaltan ve yaşam kalitesini artıran yenilikçi çözümler geliştiriyoruz. Daha uzun tedavi aralıkları sunabilen yaklaşımlarla hem hastalar hem de hekimler için daha sürdürülebilir bir tedavi deneyimi sağlamayı hedefliyoruz.

Onkoloji alanında ise her hastanın farklı olduğunu kabul eden, kişiselleştirilmiş ve hedefe yönelik tedavi yaklaşımlarına odaklanıyoruz. Amacımız yalnızca hastalığı tedavi etmek değil, hastaların yaşam süresini ve yaşam kalitesini anlamlı şekilde iyileştirmek. Tüm bu alanlarda ortak yaklaşımımız; bilimi merkeze alarak yenilikçi çözümler geliştirmek ve sağlık ekosistemindeki tüm paydaşlarla iş birliği içinde hareket ederek kalıcı değer yaratmak.

Türkiye’nin Ar-Ge ve klinik araştırmalardaki rolünü nasıl görüyorsunuz?

Türkiye, klinik araştırmalar açısından stratejik öneme sahip bir ülke. Bayer olarak her yıl ortalama 2 milyon avroluk yatırımla Türkiye’de klinik araştırmalar yürütüyoruz. Bugüne kadar 60’tan fazla faz çalışmasıyla yaklaşık 3.100 gönüllüye ulaştık. Özellikle onkoloji ve hematoloji alanında yürütülen çalışmalar önemli bir yer tutuyor. Bu çalışmalar sayesinde hem bilimsel gelişime katkı sağlıyor hem de hastaların yenilikçi tedavilere erken erişimini destekliyoruz.

Sürdürülebilirlik faaliyetleriniz hakkında bilgi verebilir misiniz?

Bayer’in sürdürülebilirlik yaklaşımı; kapsayıcı büyüme, çevresel etkiyi azaltma ve değer zinciri boyunca sorumlu hareket etme hedefleri üzerine kurulu. Türkiye’de de bu yaklaşımı tüm iş süreçlerimize entegre ederek ilerliyoruz. Kadın sağlığı alanında uzun yıllardır yürüttüğümüz çalışmalarla milyonlarca kadının modern doğum kontrol yöntemlerine erişimini destekledik ve toplum genelinde farkındalığı artırdık. Önümüzdeki dönemde de daha fazla kadına ulaşmayı hedefliyoruz. Çevresel sürdürülebilirlik tarafında ise enerji verimliliğini artırmaya, karbon ayak izimizi azaltmaya ve kaynak kullanımını optimize etmeye odaklanıyoruz. Yenilenebilir enerjiye geçiş, su kullanımının iyileştirilmesi ve atık yönetimi gibi alanlarda somut adımlar atıyoruz. Ayrıca elektrikli araçların filomuza dahil edilmesiyle ‘daha düşük emisyon’ hedefimize doğru ilerliyoruz. Tüm bu çalışmalarla, yalnızca bugün için değil, gelecek nesiller için de daha sağlıklı ve sürdürülebilir bir dünya yaratmayı amaçlıyoruz.

Yakın zamanda hayata geçirdiğiniz #NormalDeğil kampanyanızdan bahsedebilir misiniz?

#NormalDeğil kampanyamız, kadın sağlığı alanında toplumda yaygın olduğu için zamanla ‘olağan’ kabul edilen ancak aslında göz ardı edilmemesi gereken durumlara dikkat çekmek amacıyla hayata geçirildi. Pek çok kadın, yaşam kalitesini etkileyen durumları günlük hayatın bir parçası olarak görüp sorgulamıyor veya destek aramıyor. Oysa araştırmalar, dünya genelinde 1,5 milyardan fazla kadının kadın sağlığıyla ilgili sorunlar yaşadığını ortaya koyuyor. Türkiye’de de kadınların önemli bir kısmı adet ağrısı ve yoğun kanama gibi durumları deneyimliyor ve çoğu zaman bunu normal kabul ediyor. Biz bu kampanya ile bu konuların daha fazla konuşulmasını, kadınların kendi bedenlerini daha iyi tanımalarını ve ihtiyaç duyduklarında yardım istemelerini teşvik etmeyi amaçlıyoruz. Aynı zamanda kadınların deneyimlerini paylaşabilecekleri bir farkındalık ortamı oluşturarak, daha bilinçli ve destekleyici bir sağlık ekosistemine katkı sağlamayı hedefliyoruz. Bu yaklaşım, Bayer’in yalnızca tedavi sunan değil, aynı zamanda toplumsal farkındalık yaratan bir sağlık partneri olma vizyonunun önemli bir parçası.

Gelecek vizyonunuzu nasıl özetlersiniz?

Amacımız; bilimi, inovasyonu ve insan odaklı yaklaşımı bir araya getirerek sağlık alanında sürdürülebilir değer yaratmak. Türkiye’deki güçlü varlığımızı daha da ileri taşıyarak, hem hastalar, hem sağlık sistemi hem de toplum için kalıcı fayda sağlamaya devam edeceğiz.

İlginizi çekebilir

Nutricia Türkiye’den Kanser Mücadelesine ‘+’ Güç!

Kanserle mücadele, artık yalnızca tedavi protokolleriyle sınırlı olmayan; doğru beslenmeden psikolojik dayanıklılığa, sosyal destekten kapsayıcı çalışma koşullarına kadar uzanan çok boyutlu bir dayanışma sürecini gerektiriyor. Bu kapsamda Danone Türkiye, hem çalışanlarına hem de hastalara yönelik geliştirdiği yenilikçi uygulamalarla dikkat çekiyor. Şirketin bu çok boyutlu bakış açısını ve onkoloji alanındaki çalışmalarını Danone Türkiye ekibiyle, kanser tedavisinde beslenmenin önemini ise onkoloji alanının uzman isimleriyle konuştuk.