Ar-Ge odaklı yaklaşımı, ihracat vizyonu ve global iş birliklerine verdiği önemle öne çıkan Türk ilaç sektörünün yükselen oyuncularından Centurion İlaç’ın Genel Müdürü Dr. Akın Aksekili ile şirketin bugünkü konumunu ve gelecek hedeflerini konuştuk. Dr. Aksekili aynı zamanda, Türk ilaç sanayisinin güncel sorunlarına, yerli üretimi güçlendirmek ve küresel rekabette öne çıkmak için atılması gereken adımlara ve Ar-Ge ekosisteminin geliştirilmesi için yapılması gerekenlere dair sorularımızı yanıtladı.
Bize biraz kendinizden bahseder misiniz? Bir tıp doktoru olarak ilaç sektöründe görev almak size nasıl avantajlar sağlıyor?

Tıp eğitimimin ardından hekimlikten gelen hasta odağını, yaklaşık otuz yıldır ilaç sektöründe, farklı coğrafyalarda ve farklı liderlik rollerinde kullanma şansım oldu. Klinik pratiğin bana öğrettiği en önemli şey, her kararın arkasında gerçek bir insan hayatı olduğudur; bu perspektifi iş hayatımda hiç kaybetmemeye çalıştım. Kariyerim boyunca, global ve bölgesel sorumluluklar üstlendim; Türkiye, Körfez Ülkeleri, İran ve farklı pazarların yönetiminde bulundum.
Bir tıp doktoru olarak sektöre girmiş olmanın bana iki büyük avantaj sağladığını söyleyebilirim: Birincisi, hasta yolculuğunu ve hekimlerin gerçek hayat pratiklerini iyi anlayabildiğimi düşünüyorum. Bu da ürün portföyümüzü şekillendirirken, sadece ticari değil, klinik değeri de önceliklendirmemi sağlıyor. İkincisi, sağlık otoriteleri, hekimler ve paydaşlarla kurduğumuz diyalogda aynı dili konuşabilmek, güveni ve iş birliğini artırıyor. Tıbbi altyapımı, stratejik bakış açısı ve liderlik deneyimimle birleştirerek daha bütüncül bir değer üretmeyi hedefliyorum.
Türkiye ilaç sektörünün bugünkü konumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türkiye ilaç sektörü, son 10–15 yılda önemli bir dönüşüm yaşadı. Artık sadece iç pazara hizmet eden bir üretim üssü değil, aynı zamanda ciddi ihracat potansiyeli olan bölgesel bir oyuncudan söz ediyoruz. Güçlü bir regülasyon altyapımız, deneyimli bir üretim kültürümüz ve genç, yetkin insan kaynağımız var. Avrupa standartlarında üretim yapabilen çok sayıda tesisimiz, WHO ve farklı otoritelerden onaylarımız mevcut. Bu büyük bir değer.
Öte yandan, halen katma değeri yüksek, yenilikçi ürünlerde istediğimiz seviyede değiliz. Güçlü olduğumuz alanlar daha çok eşdeğer, biyobenzer ürünler ve belirli niş tedavi alanları. Doğru politikalar ve istikrarlı bir öngörülebilirlik iklimiyle, Türkiye’nin bölgesel bir ilaç ve biyoteknoloji üssüne dönüşme potansiyeli olduğunu düşünüyorum.
Türkiye ilaç sanayisinin en kritik sorunları neler?
Bence üç başlık öne çıkıyor:
- Fiyatlandırmada öngörülebilirlik eksikliği: Kur sabitlemeleri, referans ülke uygulamaları ve sık değişen parametreler, uzun vadeli yatırım planlamasını zorlaştırıyor. Sektör ancak öngörülebilir bir ortamda Ar-Ge’ye ve kapasite artışına cesurca yatırım yapabilir.
- Katma değeri yüksek üretime geçişte yavaşlık: Klasik eşdeğer ürünleri üretme kabiliyetimiz güçlü, ancak biyoteknoloji, ileri tedavi tıbbı ürünleri ve yüksek teknoloji üretim yatırımlarında daha agresif olmamız gerekiyor.
- Ar-Ge ekosisteminin parçalı yapısı:Üniversiteler, kamu, özel sektör ve girişimcilik tarafı arasında işbirliği henüz istenen seviyede değil. Birlikte değer yaratacak platformlar ve uzun soluklu programlara ihtiyaç var.
Bu konular çözüldüğünde, Türkiye sadece kendi ihtiyacını karşılayan değil, etrafındaki bölgeye de çözüm sunan bir ilaç üssü haline gelebilir.
Ülkemizdeki fiyatlandırma ve geri ödeme sistemlerinin sektöre etkileri neler? Sürdürülebilir model nasıl olmalı?
İlaç fiyatlandırması ve geri ödeme sistemi, sağlık ekosisteminin en hassas konularından biri. Kamu bütçesinin korunması elbette çok önemli, ancak sürdürülebilirlik yalnızca kamunun mali yükünü azaltmak anlamına gelmiyor; aynı zamanda sektörün yatırım yapabilme kabiliyetini de korumak demek. Mevcut yapıda kur politikaları, referans fiyatlandırma, geri ödeme süreçlerinin bazen uzun ve öngörülemez olması hem yeni ürünlerin ülkeye giriş hızını hem de yerli üretim yatırımlarını olumsuz etkileyebiliyor.
Daha sürdürülebilir bir model için öngörülebilir ve orta – uzun vadeli fiyatlandırma çerçevesi, katma değeri yüksek, stratejik ürünlere yönelik farklılaştırılmış teşvik mekanizmaları, gerçek yaşam verisi ve farmakoekonomik analizlere dayalı, değer odaklı geri ödeme modelleri gündeme alınabilir. Böylece hem kamu uygun maliyetle ilaca erişimi güvence altına alır hem de sektör uzun vadeli yatırım kararlarını daha rahat verebilir.
Ar-Ge ekosistemini geliştirmek için neler yapılmalı? Centurion’un Ar-Ge yaklaşımı nedir?
Türkiye’de Ar-Ge harcamaları artıyor, bu çok kıymetli, ancak hâlâ küresel oyuncularla kıyaslandığında yolumuz var. Bunun için üniversite–sanayi iş birliğini proje bazlı değil, platform bazlı ve uzun soluklu bir yapıya dönüştürmek, regülasyon süreçlerini hız ve şeffaflık açısından iyileştirmek, genç bilim insanlarını ülkede tutacak kariyer ve teşvik modellerini güçlendirmek gerekiyor.
Centurion olarak biz, Ar-Ge’yi şirketimizin geleceğinin merkezinde görüyoruz. Özellikle plazma türevli ürünler, biyoteknolojik ürünler ve niş tedavi alanları odağımızda. Kendi bünyemizde geliştirdiğimiz projelerin yanı sıra, akademi ve farklı Ar-Ge kuruluşlarıyla iş birlikleri yapıyoruz. Sadece molekül geliştirmeye değil, aynı zamanda formülasyon geliştirme, süreç iyileştirme ve teknoloji transferine de yatırım yapıyoruz. Hedefimiz; Türkiye’de geliştirilip, dünyaya ihraç edilen projelerde Centurion ismini daha fazla görmek.
Centurion’un vizyonundan ve ülke pazarındaki konumundan söz eder misiniz?
Centurion’un vizyonunu üç kelime ile özetleyebilirim: ‘Güven, yerli güç, global bakış.’
Türkiye pazarında, özellikle plazma ürünleri ve kritik tedavi alanlarında güçlü bir oyuncuyuz. Yerli üretim kabiliyetimiz, kamu otoriteleriyle kurduğumuz güvene dayalı iş birliği ve etik iş yapma anlayışımız, bizi farklılaştıran unsurlar. Vizyonumuz; Türkiye’de güvenilir bir çözüm ortağı olmak, Türkiye’de doğan, dünyada iz bırakan bir ilaç şirketi olmak.
Üretim tesisiniz, yıllık üretim hacminiz ve bu yönünüzle Türkiye ekonomisine sunduğunuz katkılardan bahseder misiniz?
Centurion olarak, Türkiye’de yüksek standartlarda üretim yapan modern bir tesise sahibiz. Üretim tesisimiz; ulusal ve uluslararası regülasyonlara uyumlu (EU GMP, Anvisa onaylı), kalite standartları yüksek, teknoloji ve süreç iyileştirmelerine sürekli yatırım yapılan bir yapı. Yıllık 15 milyon kapasiteyle ilaç üretimi gerçekleştiriyoruz.
Bunun ülke ekonomisine katkısı üç boyutta:
- İthal ikamesi: Yurt dışından ithal edilen ürünlerin bir bölümünü ülkemizde üreterek cari açığın azaltılmasına katkıda bulunuyoruz.
- İstihdam: Nitelikli istihdam yaratıyoruz; mühendislerden teknisyenlere, tedarik zincirinden Ar-Ge’ye uzanan geniş bir yelpazede katma değerli iş alanları sunuyoruz.
- İhracat: İhracatımızı artırarak Türkiye’nin döviz gelirine katkı sağlıyoruz ve Türkiye’yi bir üretim merkezi olarak konumlandırıyoruz.
Yerli ilaç üretimini güçlendirmek ve global rekabette öne çıkmak için hangi adımlar atılmalı?
Yerli üretimi güçlendirmek için bence dört temel adım önemli:
- Stratejik ürün listesi ve uzun vadeli alım garantileri: Kamu, stratejik gördüğü ürün gruplarında yerli üreticiye belirli bir öngörülebilirlik sağlayabilir. Bu, yatırım iştahını ve finansmana erişimi artırır.
- Yatırımı ödüllendiren teşvikler: Sadece bina ve makine değil, teknoloji transferi, know-how, Ar-Ge iş birlikleri ve ihracat performansını ödüllendiren akıllı teşvik modelleri kurgulanmalı.
- Nitelikli insan kaynağı: Biyoteknoloji, ileri üretim teknolojileri, veri analitiği gibi alanlarda uzman yetiştirmeye odaklanan eğitim politikaları gerekiyor.
- Regülasyon hız ve esnekliği: Kaliteden taviz vermeden, süreçleri hızlandıran dijitalleşme ve risk bazlı denetim yaklaşımları benimsenebilir. Bu adımlarla Türkiye, global rekabette çok daha güçlü bir konuma gelebilir.
Türkiye’nin global pazardaki konumunu güçlendirmede Centurion’un rolünden bahseder misiniz?
Centurion olarak biz, kendimizi sadece iç pazar odaklı bir şirket olarak görmüyoruz. Hedefimiz, Türkiye’de geliştirilen ve üretilen ürünleri global pazarlara taşıyan bir oyuncu olmak. Bu doğrultuda ihracat yaptığımız ülke sayısını artırmaya, uluslararası regülasyonlara uyumlu üretim ve kalite sistemlerimizi sürekli geliştirmeye, global iş ortaklıkları ve lisans anlaşmalarıyla Türkiye’deki kapasitemizi dünyaya açmaya odaklanıyoruz. Türkiye’nin ilaç ihracatında, özellikle belirli niş alanlarda, Centurion imzasının daha sık görülmesini istiyoruz
Şu anda odaklandığınız tedavi alanları neler? Önümüzdeki dönemde hangi alanlara girmeyi planlıyorsınız?
Bugün itibarıyla Centurion’un portföyü; plazma ürünleri, kritik bakım, onkoloji ve nadir hastalıklar alanlarındayoğunlaşıyor. Ruhsatlı ürünlerimiz ve pazarda aktif olarak yer alan portföyümüzle, hem hastaların hem de sağlık profesyonellerinin ihtiyaçlarına cevap vermeye çalışıyoruz. Ayrıca, geri ödeme süreci devam eden, ruhsat aşamasında olan ve belirli yeni tedavi alanlarına giriş için değerlendirdiğimiz ürün projelerimiz mevcut.
Önümüzdeki dönemde, özellikle yüksek katma değerli ve erişimi kritik olan tedavi alanlarına daha fazla odaklanmayı hedefliyoruz.
Centurion’un sürdürülebilirlik yaklaşımından biraz bahseder misiniz?
Biz sürdürülebilirliği sadece çevresel boyutuyla değil, ekonomik ve sosyal boyutlarıyla birlikte ele alıyoruz. Üretim süreçlerimizde enerji verimliliği, atık yönetimi ve kaynak kullanımını optimize etmeye yönelik projeler yürütüyoruz. Tedarik zincirimizi, kesintisiz ilaç teminini garanti altına alacak şekilde, dayanıklı ve şeffaf bir yapıda tutmaya çalışıyoruz. Çalışanlarımızın gelişimi ve işyeri mutluluğu da bizim için sürdürülebilirliğin ayrılmaz bir parçası.
Amacımız, hem gezegene hem topluma hem de içinde bulunduğumuz sağlık ekosistemine uzun vadeli değer üretmek.
Kurumsal sosyal sorumluluk sizin için ne ifade ediyor, bu konudaki öncelikleriniz neler?
Centurion olarak, kurumsal sosyal sorumluluğu şirket kimliğimizin doğal bir uzantısı olarak görüyoruz. Önceliğimiz; sağlık okuryazarlığı, hastaların tedaviye erişiminin desteklenmesi, gençlerin bilim ve sağlık alanında kariyer yapmalarını teşvik eden projeler.
Bu çerçevede; sağlık profesyonellerine ve topluma yönelik eğitim çalışmaları, belirli hasta gruplarına dönük destek projeleri, üniversitelerle yaptığımız iş birlikleri gibi inisiyatifler yürütüyoruz. Her projede temel ölçümüz; gerçek, ölçülebilir ve sürdürülebilir bir etki yaratmak.
Önümüzdeki 5–10 yılda Türk ilaç sektörünü şekillendirecek olan trendler sizce neler olacak?
Önümüzdeki 5–10 yılda Türk ilaç sektörünü şekillendirecek başlıca trendler:
- Biyoteknoloji ve ileri tedavi ürünlerine geçiş,
- Dijital sağlık çözümleri ve gerçek yaşam verisinin artan rolü,
- Değer bazlı sağlık hizmeti ve sonuç odaklı geri ödeme modelleri,
- Bölgesel tedarik zincirlerinin yeniden yapılandırılması ve yerelleşme.
Karar vericilere buradan tek bir mesaj iletecek olsanız, bu mesaj ne olur?
Eğer karar vericilere tek bir öneri sunma şansım olsaydı, şunu söylerdim: “Lütfen ilaç sektörüne, uzun vadeli stratejik yatırım alanı olarak bakın.” Bu bakış açısıyla oluşturulacak, öngörülebilir ve uzun vadeli bir yol haritası hem hastaların ilaca erişimini güvence altına alır hem de Türkiye’yi bölgesel bir ilaç üssüne dönüştürür.
Son olarak Centurion’un kısa ve uzun vadeli hedefleri için neler söylersiniz?
Kısa vadede, Türkiye’de mevcut portföyümüzde kesintisiz ürün arzını garanti altına almak, hekimler ve hastalar nezdinde güvenilir bir çözüm ortağı olarak konumumuzu güçlendirmek, Ar-Ge ve üretim tarafında başlattığımız yatırımları başarıyla hayata geçirmek,
temel önceliklerimiz.
Uzun vadede ise Türkiye’de belirli tedavi alanlarında lider oyunculardan biri olmak, ihracat coğrafyamızı genişleterek Centurion’u global bir marka haline getirmek, Ar-Ge ve teknoloji kapasitesiyle, global ölçekte iş birlikleri kuran bir şirket konumuna gelmek en önemli hedeflerimiz arasında. Özetle, Centurion’u Türkiye’de doğan, dünyada iz bırakan bir ilaç şirketi olarak konumlandırmak istiyoruz.
İlaç Sektörü-Hekim ve Eczacıların Dergisi