Berko İlaç, 40 Yılı Aşkın Süredir Toplum Sağlığına Değer Katıyor

Türk ilaç sektörünün ve ülke ekonomisinin sürdürülebilir oluşumuna 40 yılı aşkın süredir katkı sağlayan Berko İlaç’ın CEO’su Ecz. Barış Özyurtlu ile Türkiye’de yerli ilaç üretiminin dinamikleri ve Berko İlaç’ın 40 yıllık başarılı yolculuğu üzerine bir sohbet gerçekleştirdik.

Berko İlaç’ın içinden yetişen bir lider olarak tanıyoruz sizi. Bize biraz kendinizden ve CEO’luğa giden süreçteki serüveninizden bahseder misiniz?

Eczacılık fakültesi mezunuyum. Meslek hayatıma 2002 yılında Berko İlaç’ta tıbbi tanıtım temsilcisi olarak başladım. Bu görevi altı ay sürdürdükten sonra, altı ay da bölge yöneticisi olarak devam ettim ve sonrasında bölge müdürü olarak görev aldım. 2008-2013 yılları arasında eczane eczacılığı yaptım ve aynı dönemde Berko İlaç’a danışman eczacı olarak hizmet vermeyi sürdürdüm. 2014-2016 yılları arası genel müdür yardımcısı, 2016 yılında ise genel müdür oldum. 2 yıldır da CEO olarak görevimi sürdürüyorum.

Dört yıl Diyarbakır Eczacı Odası’nda yönetim kurulu üyeliği, iki yıl TEB (Türk Eczacıları Birliği) delegeliği yaptım. 2025-2027 döneminde TEB delegeliği görevine devam ediyorum. İVEK Mütevelli Heyet Üyesiyim ve İVEK İlaç Endüstrisi ve Teknolojileri Komisyon Başkanlığını yürütüyorum. 2023-2025 dönemi TEB delegeliği görevine devam ediyorum ve aynı zamanda DEİK (Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu)Sağlık İş Konseyi’nin yeni yürütme kurulunda yer alıyorum.

2014 yılında genel müdür yardımcısı olarak merkez ofise geldiğim günden bugüne ciddi bir ivme yakaladık. 2015 yılında 105 milyon dolar civarında olan ciromuz bugün 5 milyar TL’ye ulaştı. 21 milyon kutu üretimimiz varken, şu an 90 milyon kutuları geçmiş durumdayız. Yeni yatırımlarımızla 150 milyon kutuya ulaşmayı hedefliyoruz. Tüm bu gelişimin bir parçası olmak benim için büyük bir mutluluk ve gurur kaynağı.

Türkiye’deki ilaç fiyatlandırma politikaları ve ruhsatlandırma süreçlerinde yaşanan gecikmeler, yerli bir üretici olarak sizleri nasıl etkiliyor?

Yerli üretim yapan firmaların kutu bazında satışları neredeyse pazarın %89’ucivarında. Ancak değer bazında değerlendirildiğinde bu oran %60’lara yaklaşamıyor. Bunun bir sebebi, katma değeri yüksek ürünler üretemiyor oluşumuz. Diğer bir sebep de jenerik ürünü ürettiğimiz anda fiyatın başlangıçtan itibaren düşmesi; ardından geri ödeme sürecinde yeniden iskonto yapmak durumunda kalmamız. Böylece orijinal ürünün yarısı değerine kadar inmiş oluyoruz.

Türkiye’deki fiyatlandırma sistemi yerli üreticileri oldukça zorluyor. Fiyatlar, Avrupa ülkelerinin %17-23’ü seviyesinde. Dünyada en ucuz fiyatlar Hindistan’da, ancak şu an neredeyse Türkiye’de de bazı ürünler Hindistan’dan bile düşük kalmış durumda. Fiyatların bu kadar aşağıda tutulması üreticiyi olumsuz yönde etkiliyor. Yeni yatırımlara yönelemiyoruz; üretim kapasitemizi artırmak, fabrikaya yatırım yapmak zorlaşıyor ve Ar-Ge için ayrılan bütçe de doğal olarak kısılmak durumunda kalıyor.

Berko İlaç Berat Beran İlaç’la birlikte tüm ilaç sektörü içerisinde kutu satışında Türkiye’de 10. sırada yer alıyor. Ciromuz ise bu yılı baz alırsak 5 milyar TL civarında. Kutu satışımız değerlendirildiğinde bu cironun 8 milyar doların üzerinde olması gerekirdi, ancak fiyatlandırma politikaları nedeni ile kutu satışımız ve ciromuz doğru orantılı değil. Bu durum da fiyatlandırma politikalarının bir sonucu olarak karşımıza çıkıyor.

İlaç üretimi yüksek teknoloji gerektirir, bu teknolojiye yatırım yapabilmek için de firmaların yeterli kârlılığa ulaşması gerekir. Türkiye’de devletin uyguladığı bu fiyat politikası ile ilaçta geleceği inşa etmek güç hale geliyor.

Ruhsatlandırma süreçleri ülkemizde oldukça uzun sürüyor. Bunu doğrudan TİTCK ile ilişkilendirmek de belki de çok doğru değil. Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu (TİTCK) 2018 yılında Uluslararası İlaç Denetim Birliği’ne (PIC/S) ve 2020 yılında ICH’e tam üye olarak ruhsatlandırma, klinik araştırmalar ve farmakovijilans gibi faaliyetlerinde uluslararası standartları karşıladığını tescil ettirmiştir. Son olarak 2023 yılında TİTCK Dünya Sağlık Örgütü tarafından listelenen ulusal ilaç otoritesi olmuştur. Bu gerekliliklere ilaç firmalarının biraz daha hızlı adapte olması ruhsat sürelerinin hızlanmasını sağlayabilir. COVID döneminde biriken dosyalar da bu gecikmede şu an için etkili oluyor. Yaklaşık 1.800 adet ruhsat başvuru birikmiş durumunda, yıllık kapasitenin 500 olduğunu düşünürsek, hiç yeni başvuru gelmese dahi biriken başvuruların ruhsatlarının çıkması yaklaşık üç yılı bulacaktır. Bu sürecin bu kadar uzun olması hem yerli hem de uluslararası firmalar için elbette zorlayıcı. Bizim de ruhsat başvurunda bulunduğumuz ve şu an ruhsatlarının çıkmasını beklediğimiz ürünlerimiz var.

Berko İlaç’ın portföyünde hâlihazırda kaç ürün bulunuyor?

Yaklaşık 110 civarında ürünümüz bulunuyor. Bunların 60 kadarını aktif olarak üretiyoruz, kalanını ise hem iç hem dış pazar için ihtiyaca binaen üretiyoruz. Bazı ürünlerin ise üretimini biz gerçekleştiriyoruz fakat satış, pazarlama ve dağıtım faaliyetleri için farklı firmalarla anlaşmalar yapıyoruz.

Berko İlaç’ın kronik ilaç pazarına girmek üzere yaptığı yatırımlardan söz eder misiniz?

Ağrı kesiciler, vitamin-mineral gruplarının yer aldığı akut pazarındaki güçlü konumumuzu kronik pazara da taşıma kararı aldık. Yatırımlarımızı Tip 1 ve Tip 2 diyabet tedavisinde kullanılacak ürünler üzerine yoğunlaştırdık.

Bunun dışında bir biyoteknolojik ürün konusunda bir anlaşmaya imza attık. Ayrıca steril hormon ürünlerine yönelik bir yatırımımız bulunuyor. İki antibiyotik ise şu an portföyümüze eklenmiş durumda. Diyabet alanındaki ürünler için ruhsat başvurularını yapmış bulunuyoruz ve büyük ihtimalle 2027 yılında bu ürünleri pazara sunmuş olacağız. Ayrıca nadir hastalıklarla ilgili proje çalışmalarına da başladığımızı söyleyebilirim.

Berko ilaç şu an dış pazarlarda hangi ülkelerde varlık gösteriyor? Kronik ilaç pazarına da girecek olmanızla birlikte dış pazarlardaki hedefleriniz neler olacak?

Türkiye ilaç pazarında güçlü bir marka olan Berko İlaç, bir dünya markası olma yolunda emin adımlarla ilerliyor. OTC ürünlerde dış pazarlarda varlık göstermek kronik ürünlere göre daha zor. Şu an Irak, Azerbaycan, Vietnam, Yemen, Suudi Arabistan Krallığı ve Balkan ülkeleri olmak üzere 18 kadar ülkeye ihracat gerçekleştiriyoruz. Kardiyovasküler ürünler, diyabet ürünleri ve antibiyotiklerde dış pazarlarda talebin yüksek olduğunu söyleyebilirim. Dolayısıyla kronik ilaç pazarına girişimiz ile birlikte ihracat hacmimizi de artırmayı hedefliyoruz.

Berko İlaç’ın Ar-Ge çalışmalarından biraz bahseder misiniz?

2018 yılında Ar-Ge belgesi almaya hak kazanan Berko İlaç Ar-Ge Merkezi’nde, her yıl yaklaşık 20 yeni ürün projesi geliştiriliyor. Yüksek lisans ve doktora derecesine sahip eczacı, kimyager ve kimya mühendislerinden oluşan 35 kişilik araştırmacı kadromuz; güncel teknolojiyle donatılmış laboratuvarlarımız ve kapsamlı ekipman altyapımızla birlikte, Berko Ar-Ge Merkezi’nde katma değeri yüksek ve yenilikçi ürünler geliştirmek üzere çalışmalarını sürdürüyor.

Üretim tesisinizden ve yıllık üretim kapasitenizden söz eder misiniz?

21.500 m2 kapalı alana sahip Berko İlaç Üretim Tesisleri’nde bu yıl yaklaşık 90 milyon kutu üretim gerçekleştirildi. Bunun 70 milyonu bizim kendi ürünlerimizden oluşurken, 20 milyon kadarı da fason ürettiğimiz ürünlerden oluşuyor.

Berko İlaç’ın İK stratejilerinin temelinde nasıl bir anlayış var? Çalışanlar rahatlıkla üst yönetim ile direkt iletişime geçebiliyor mu?

İK yaklaşımımızın temelinde insana değer vermek var. İnsanlar bu değeri hissettiklerinde şirkete bağlılık ve aidiyet duygusu da bununla birlikte gelişiyor. Şirketimizde bu aidiyet duygusunun oldukça yüksek olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.

Kendi adıma, CEO olarak kapım herkese açıktır. Herkes rahatlıkla gelip benimle fikirlerini paylaşabilir, zamanım elverdiği ölçüde dinlemeye gayret gösteririm. Bu yaklaşım, şirket içinde tüm çalışanlara olumlu şekilde yansıyor elbette.

Önümüzdeki 5 yıl içinde hedefleriniz nelerdir?

Hedefim, orgazisasyon yapısının ve yapıda yer alan tüm departman çalışanlarının verimliliğini artırmak şeklinde. İlave olarak yenilikçi ve katma değeri daha yüksek ürünleri, Türkiye ilaç pazarına sunma çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Satışlarımızı karşılamak üzere üretim tesislerimizin kapasitesini ve verimliliğini artırmaya devam edeceğiz. Yeni ürünlerimizle birlikte dış pazarlarda etkinliğimizi ve dış ticaret hacmimizi artıracağız.

Son olarak buradan karar vericilere buradan ne mesaj vermek istersiniz?

Sağlık Bakanlığı ve SGK, ilaç fiyatlarının düşük kaldığı konusunda sanırım bizlerle aynı düşüncedeler. Ancak Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın sağlıkta uyguladığı politikalarla ilaç bütçesi son dönemlerde biraz geride kalıyor. Geçmişte daha az kutu satışı yaparken, şu an daha çok kutu satışı yapmamıza rağmen GSYH’den aldığımız pay, geçmiş yıllarda %1,2 seviyelerindeyken %0,68’e düşmüş durumdadır. Bu durum, ilaç fiyatları ve geri ödeme politikalarının bizleri ne ölçüde zorladığını gösteren bir tablodur. Maliye Bakanlığı’nın sağlık alanında, özellikle ilaca yönelik politikalarını gözden geçirmesini ve bu alana ayrılan bütçe oranının, bizim çok altında kaldığımız OECD ülkelerinde kişi başı ilaç satışı ile GSYH içindeki payı ifade eden %1,2 ortalamasına yakın seviyelere çekilmesini bekliyoruz. Mevcut olumsuz politikaların devam etmesi halinde, uzun yıllar boyunca büyük çaba ve emekle bugünkü seviyesine ulaşan ilaç endüstrisi geleceğini sağlıklı biçimde kurgulamakta zorlanacak ve geride kalma riskiyle karşı karşıya olacaktır. Bu durum ise hastaların ilaca erişimi açısından ciddi ve olumsuz sonuçlar doğurabilecektir.

İlginizi çekebilir

Santa Farma’nın Uluslararası Hikâyesi Yeni Başlıyor

Santa Farma, 80 yıllık köklü geçmişini geleceğe taşıyan stratejik bir dönüşüm sürecinden geçiyor. Ar-Ge, inovasyon ve glokal büyüme yaklaşımıyla yönünü netleştiren şirket, planlı ve kararlı adımlarla yeni bir dönemi inşa ediyor. Santa Farma CEO’su Sami Kiresepi bu dönüşümü tek cümlede şöyle özetliyor: “Yavaş yavaş… ama hızlı.” Bu röportajda Kiresepi ile Türk ilaç sektörünün mevcut durumunu, Santa Farma’nın değişen vizyonunu, büyüme stratejisini ve küresel hedeflerini konuştuk.