Obezite Kişisel Bir Tercih Değil, Tıbbi Tedaviyle Yönetilmesi Gereken Bir Hastalıktır

Obezite; vücutta yağ dokusunun artışıyla ilişkili, kronik, tekrarlayıcı ve tedavi edilebilir bir hastalık olarak tanımlanıyor ve bugün dünya genelinde yaklaşık 1 milyar insanı etkiliyen bir salgın boyutuna ulaşmış durumda.1  4 Mart Dünya Obezite Günü kapsamında Lilly, obezite ile ilgili yanlış algıların bireylerin yaşamını zorlaştırdığına dikkat çekiyor ve damgalamadan uzak, bilim temelli bir bakış açısının önemine işaret ediyor.

Obezite hastalığı; tip 2 diyabet, kalp hastalığı, inme ve bazı kanser türleri dahil olmak üzere birçok ciddi hastalığa yol açabiliyor. Bu hastalıklar yaşam kalitesini düşürüyor ve erken ölüm riskini artırıyor.2,3 Obeziteli kişiler bir tercihle değil, bir hastalıkla yaşıyor. Bu durum fiziksel, zihinsel, duygusal ve sosyal engelleri de beraberinde getiriyor.

Son derece ciddi bir hastalığa sahip olan bu kişilerin maruz kaldığı bazı engeller, sağlık hizmetlerine erişimlerini de olumsuz etkiliyor. Bunun temel nedeni, obezitenin kronik, tekrarlayıcı ve ilerleyici bir hastalık olarak algılanmaması.

Obezite hastalığı ile ilgili yanlış algıların sorgulanması gerekiyor

IPSOS’un, Dünya Obezite Günü’nde yayınlanan “Obezite Algısı Araştırması”, obezitenin tıbbi gerçekliği ile bu hastalıkla yaşayan kişilerin deneyimleri arasında derin bir fark olduğunu ortaya koyuyor.4

IPSOS’un 14 ülkede gerçekleşen son araştırmasının sonuçlarına göre:

  • Obeziteli kişilerin yüzde 71’i, obezitenin sürekli tedavi gerektiren bir sağlık sorunu olduğu görüşüne katılıyor.
  • Yüzde 66’sı obeziteyi kişisel tercihlerle önlenebilir olarak görüyor yüzde 63’ü “diyet ve egzersizle çoğu insanın obezite sorununu çözebileceği” fikrine sahip.
  • Obeziteli kişilerin yarısı, genetik ve biyolojik faktörlerin obezitenin temel nedenleri arasında yer aldığını kabul ediyor.

Araştırma sonuçları, katılımcıların içsel bir çatışma yaşadığını gösteriyor. Obezitenin tıbbi bir hastalık olduğunun farkındalar ancak bu durumu kendi davranışlarının sonucu olarak görüyorlar.

Türkiye’de algı, tedavinin önüne geçiyor

Araştırmanın Türkiye verileri, farkındalık ve eylem arasında fark olduğunu gösteriyor.4 Obeziteli kişilerin çok büyük bir kısmı (yüzde 80) kilolarını kontrol etmeyi düşündüklerini veya bu konuda tavsiye aldıklarını belirtirken, sadece yüzde 35’i son bir yıl içinde bir doktora danışmış. Buradaki temel engel bilgi eksikliği değil, algı. Türkiye’de obeziteli kişilerin yüzde 45’i “Kilomu kendi başıma kontrol etmeyi tercih ederim” diyor. Bu oran birçok ülkeye kıyasla önemli ölçüde yüksek. Bulgular, kişisel sorumluluk inancının ne kadar derin kökleri olduğunu ortaya koyuyor. Bu da sıklıkla obezitenin kronik bir hastalık olarak ele alınmasını zorlaştırırken mevcut tıbbi desteğe erişimi de geciktiriyor.

2025 yılı için Ar-Ge yatırımı 13,3 milyar ABD dolarıolan Lilly, hasta sonuçlarını iyileştiren ve sağlık sistemleri üzerindeki uzun vadeli yükü azaltan sürdürülebilir çözümleri geliştirmeye kararlı bir şekilde faaliyet gösteriyor. Lilly, obezite hastalığı ile mücadelede başarının kamu, düzenleyiciler, akademi ve özel sektör arasındaki güçlü işbirliğine bağlı olduğunu da vurguluyor. Bu bağlamda Lilly, Türkiye’nin Ulusal Obezite Stratejik Planı çerçevesinde işbirliğini derinleştirmeyi hedefliyor.

Referanslar:

1 TEMD obezite kılavuzu 2024

2 World Obesity Atlas 2025. March 2025.

3 NCDs. Accessed February 25,2025. https://ncdalliance.org/why-ncds/NCDs

4 Gloval Perceptions of Obesity Study- Under embargo until 4 March 2026

İlginizi çekebilir

Toplumsal Fayda Projelerimizle ‘İyilikte Buluşuyoruz’

Merck Türkiye Kurumsal İletişim Kıdemli Departman Müdürü Hale Koray ile kurumsal iletişimin toplumsal faydaya nasıl dönüştüğünü, sosyal sorumluluk projelerinin kurum kültüründeki yerini ve çalışan gönüllülüğüyle büyüyen etki alanını konuştuk. Koray, ‘İyilikte Buluşuyoruz’ yaklaşımıyla hayata geçirilen projelerden, kapsayıcılık ve toplumsal cinsiyet eşitliği odağındaki çalışmalara kadar Merck Türkiye’nin yarattığı sosyal etkiyi paylaştı.