Kanserle mücadele, artık yalnızca tedavi protokolleriyle sınırlı olmayan; doğru beslenmeden psikolojik dayanıklılığa, sosyal destekten kapsayıcı çalışma koşullarına kadar uzanan çok boyutlu bir dayanışma sürecini gerektiriyor. Bu kapsamda Danone Türkiye, hem çalışanlarına hem de hastalara yönelik geliştirdiği yenilikçi uygulamalarla dikkat çekiyor. Şirketin bu çok boyutlu bakış açısını ve onkoloji alanındaki çalışmalarını Danone Türkiye ekibiyle, kanser tedavisinde beslenmenin önemini ise onkoloji alanının uzman isimleriyle konuştuk.
Kanser, günümüzde yalnızca klinik tedaviyle ele alınamayacak kadar çok boyutlu bir süreç olarak değerlendiriliyor. Danone Türkiye bu alana nasıl bir bakış açısıyla yaklaşıyor?

Cem Küçükcan: Her yıl dünyada yaklaşık 20 milyon kişiye kanser teşhisi konuyor ve bu zorlu mücadele, tıbbi tedavinin yanı sıra; doğru beslenmeden psikolojik dayanıklılığa, sosyal destekten kapsayıcı çalışma koşullarına kadar uzanan çok boyutlu bir dayanışma sürecini gerektiriyor. Danone Türkiye olarak biz de bu bütüncül yapıyı merkeze alıyor, kanserle yaşayan bireylerin yaşam kalitesini destekleyen çözümler geliştirmeyi kurumsal sorumluluğumuzun ayrılmaz bir parçası olarak görüyoruz.
Şirket kültürümüzün temelini oluşturan ve B Corp sertifikasıyla da taçlanan fayda odaklı iş yapış modelimizin bir uzantısı olarak, hem çalışma arkadaşlarımıza hem de hastalara yönelik geliştirdiğimiz uygulamalarımızla kanser alanında sağladığımız faydayı her geçen yıl büyütmeyi hedefliyoruz.
2026 yılı itibarıyla hayata geçirdiğimiz ‘Kanserle Yaşarken Çalışmak’ taahhüdü, Danone çatısı altında faaliyetlerini yürüten Nutricia Türkiye’nin ‘Kanserle Mücadelede Gücümüz Artımızda’ yaklaşımı ve bu kapsamda kullandığımız ‘+’ sembolüyle ifade ettiğimiz bütünsel fayda dili, bu anlayışın en somut örnekleri arasında yer alıyor. Amacımız, çalışma arkadaşlarımızdan hastalara, sağlık profesyonellerinden hasta yakınlarına uzanan geniş bir etki alanında bütünsel çözümler geliştirmek.
Danone Türkiye’nin ‘Kanserle Yaşarken Çalışmak’ taahhüdü, kurumsal uygulamalar açısından dikkat çekici bir örnek olarak öne çıkıyor. Bu model nasıl ortaya çıktı ve kapsamı nedir?
Cem Küçükcan: Kanser veya kritik hastalık tanısı alan çalışanların en büyük kaygılarından biri, tedavilerini önceliklendirmeleri gereken bir dönemde işlerini kaybetmeye dair yaşadıkları bir kaygı oluyor. Biz de bu gerçekten hareketle, çalışma arkadaşlarımızın en zor dönemlerinde kendilerini güvende hissetmelerini ve sadece iyileşmeye odaklanabilmelerini sağlayacak bir güvence modeli oluşturduk.
2026 yılında hayata geçirdiğimiz İş Güvencesi Prosedürü kapsamında, kanser veya kritik hastalık tanısı alan çalışma arkadaşlarımızın mevcut işi, maaşı ve yan hakları minimum bir yıl boyunca güvence altına alınıyor.
Böylesi bir süreçte kendini güvende hissetmenin tedaviye uyumdan psikolojik dayanıklılığa kadar pek çok alanda doğrudan etkili olduğunu biliyoruz. Bu nedenle söz konusu taahhüt, klasik bir insan kaynakları uygulamasının ötesine geçerek, insana ve iyileşmeye odaklanan kurum kültürümüzün güçlü bir yansımasını oluşturuyor.
Onkoloji alanında beslenme desteği giderek daha fazla gündeme geliyor. Uzman Beslenme alanında faaliyet gösteren Nutricia bu alanda nasıl bir rol üstleniyor?

Cenk Kurt: Danone çatısı altında uzman beslenme alanında faaliyet gösteren Nutricia, 125 yılı aşkın süredir dünyanın dört bir yanında kanser hastalarının özel beslenme ihtiyaçlarına odaklanıyor ve medikal beslenme alanında önemli çalışmalar yürütüyor. Klinik kanıtlarla desteklenmiş geniş ürün portföyü ile onkoloji hastalarında yaygın olarak görülen malnütrisyonun etkilerini azaltmayı hedefliyor.
Uluslararası araştırmalar, erken dönemde başlanan medikal beslenmenin tedavi toleransını artırabildiğini, yaşam kalitesine katkı sağladığını ve komplikasyonları azaltabildiğini gösteriyor. Bu nedenle medikal beslenme, tedavinin yerine geçmeyen fakat tedavinin etkisini ve sürdürülebilirliğini destekleyen kritik bir tamamlayıcı yaklaşım olarak konumlanıyor.
Nutricia Türkiye olarak kanser alanındaki çalışmalarımızı, ‘Kanserle Mücadelede Gücümüz Artımızda’ yaklaşımıyla inşa ediyoruz, çünkü beslenme, bir bataryanın ‘+ kutbu’ gibi vücudun enerjisini yeniden dolduran temel güçtür. Kanser tedavisi boyunca vücut zayıfladığında, yorulduğunda, enerjisi tükendiğinde; doğru içeriklerle desteklenen medikal beslenme devreye girer ve gücü yeniden artırır.
Yeni iletişim kampanyanızdaki ‘+’ sembolü, kanserle mücadele alanındaki yaklaşımınızı nasıl temsil ediyor?
Cenk Kurt: Bu yaklaşımın merkezinde yer alan ‘+’ sembolünü, kanserle mücadelede yaratılan çok katmanlı faydanın ortak dili olarak konumluyoruz. ‘+beslenme’, ‘+bilim’, ‘+destek’, ‘+umut’, ‘+dayanışma’ ve ‘+erişilebilirlik’ başlıkları altında şekillenen ve bütüncül bir bakış açısını esas alan bu yaklaşım, klinik beslenme çözümlerimizden Ar-Ge çalışmalarımıza, çalışan destek modellerimizden sağlık ekosistemiyle iş birliklerine kadar uzanan geniş bir etki alanını temsil ediyor.
Peki bu etki alanları nelerdir?

Ali Ergövercin: Bizim için her ‘+’ (beslenme, bilim, destek, umut, dayanışma, erişilebilirlik) kanserle mücadele sürecine eklenen yeni bir gücü temsil ediyor. Klinik kanıtlarla desteklenen medikal beslenme çözümleri, Ar-Ge çalışmaları ve uluslararası bilimsel iş birlikleri bu yaklaşımın temelini oluştururken; çalışma arkadaşlarımıza sunduğumuz güvence modelleri, psikolojik ve sosyal destek uygulamaları, sağlık profesyonelleri ve sivil toplumla yürüttüğümüz iş birlikleri de bu etki alanını genişletiyor. Örneğin; 2001 yılından beri Türkiye’de bir ilk olarak hayata geçirdiğimiz alanında uzman hemşirelerle ücretsiz bilgilendirme ve destek hizmeti sunuyoruz. Öte yandan, uzman diyetisyen eşliğinde hazırlanan, pratik ve evde kolaylıkla yapılabilecek tarifler geliştiriyor, gerekli olduğu durumlarda hastalarla paylaşabilmeleri adına hekimlerle iş birliği yapıyoruz. Aynı zamanda Türkiye’de gerçekleştirdiğimiz yerli üretim yatırımlarıyla artırdığımız erişilebilirlik de bu bütünün önemli parçaları arasında yer alıyor.
Bu nedenle ‘+’ sembolü, yalnızca ürünlerimizi ya da prosedürlerimizi değil, şirketimizin kurum kültürüne, iş yapış biçimine ve sağlık ekosistemiyle kurduğu geniş dayanışma alanına yayılan bir etkiyi temsil ediyor.
Kanser alanındaki çalışmalarınızda farkındalık ve eğitim faaliyetlerinin önemli bir yer tuttuğunu görüyoruz. Bu kapsamda hangi projeleri yürütüyorsunuz? Çok paydaşlı iş birlikleri sizin için ne ifade ediyor?

Halil Ayvasoğlu: Kanserle mücadelede hekimlerin, diyetisyenlerin, hasta derneklerinin, sivil toplum kuruluşlarının ve sağlık endüstrisinin birlikte hareket ettiği çok paydaşlı bir yapının büyük önem taşıdığına inanıyoruz. Bu anlayışla, bu süreci destekleyen güçlü bir ekosistem oluşturmayı öncelikli sorumluluklarımız arasında görüyor, bilimsel bilgi paylaşımını artıran, farkındalık çalışmalarını yaygınlaştıran ve farklı paydaşları ortak bir amaç etrafında buluşturan iş birliklerini güçlendiriyoruz. Bütünsel çözüm üretme yaklaşımımız da tam olarak bu noktada devreye giriyor. Onkoloji alanında çalışan sağlık profesyonellerine yönelik eğitim programları, klinik ekiplerle yürüttüğümüz ortak projeler, malnütrisyon farkındalığını artırmaya yönelik çalışmalar ve evde bakım süreçlerini destekleyen hemşire programları söz konusu çok paydaşlı ekosistemin önemli örneklerini oluşturuyor.
Kanser Tedavisinde Kritik Mücadele: Malnütrisyon
Kanser hastalarında özellikle radyoterapi sürecinde kilo kaybı ve beslenme sorunları oldukça sık görülüyor. Sizce malnütrisyon tedavi sürecini ve tedaviye dayanıklılığı nasıl etkiliyor?

Prof. Dr. Banu Atalar – Türk Radyasyon Onkolojisi Derneği: Radyoterapi sırasında vücut yoğun bir fiziksel stres altına giriyor ve bu dönemde hastaların enerji ile protein ihtiyacı doğal olarak artıyor. Ancak malnütrisyon geliştiğinde vücudun bu yükü kaldırma kapasitesi azalıyor. Bağışıklık sistemi zayıflıyor, tedaviye bağlı yan etkilerin şiddeti artıyor ve hastaların tedaviye devam etme gücü düşüyor. Tedaviye ara verme veya doz azaltma gibi istenmeyen değişikliklerle daha sık karşılaşıyoruz. Bu da tedavinin etkinliğini olumsuz etkileyebiliyor. Bu nedenle beslenmenin erken dönemde değerlendirilmesi ve gerektiğinde medikal beslenme desteği verilmesi, radyoterapi sürecinin başarısı için kritik bir öneme sahip.
Kemoterapi sürecinde hastalar yalnızca kanserle değil, güçsüzlük, kilo kaybı ve yaşam kalitesindeki değişimlerle de mücadele ediyor. Hastanın güç kaybına ve malnütrisyona karşı da korunması neden bu kadar önemli?

Prof. Dr. Mehmet Ali Şendur – Türk Tıbbi Onkoloji Derneği: Kemoterapide amaç tümör hücrelerini hedeflemek olsa da tedavi aynı zamanda sağlıklı hücrelerde de etki yaratıyor. Bu nedenle iştahsızlık, bulantı, kas kaybı gibi yan etkiler yaşam kalitesini ciddi şekilde etkiliyor. Malnütrisyon geliştiğinde bağışıklık sistemi zayıflıyor ve tedaviyi tolere etme kapasitesi azalıyor.
Bu yüzden kanser tedavisinde başarının önemli bir kısmı hastanın genel durumunun korunmasına bağlı. Doğru beslenme hem tedavinin sürdürülebilirliğini hem de hastanın gündelik yaşam fonksiyonlarını destekler. Bizim açımızdan kanseri tedavi etmek, aynı zamanda hastanın gücünü, dayanıklılığını ve metabolik rezervini korumakla eşdeğerdir.
Kanser tedavisinde hastalar bir de sessiz bir mücadele veriyor: malnütrisyon. Bu mücadele hastanın yaşam kalitesini nasıl etkiliyor? Tedavi süreci hem hastalar hem de yakınları için nasıl şekilleniyor?

Dida Kaymaz – Kansersiz Yaşam Derneği: Malnütrisyon, çoğu zaman geç fark edilen, ancak hastanın fiziksel ve duygusal gücünü ciddi şekilde etkileyen bir durum. Hasta yakınları için de durum oldukça zorlayıcı. Sevdiklerinin iştahsızlığını ya da kilo kaybını görmek onları büyük bir endişeye sürüklüyor. ‘Ne yapabilirim?’, ‘Ne yedirebilirim?’ gibi sorular, aile üyelerinde ciddi bir stres yaratabiliyor. Bu süreçte beslenme yetersizliği fark edildiğinde bir uzmana başvurmak, gerektiğinde medikal beslenme desteği almak çok kıymetli. Hastaların ve yakınlarının çekinmeden destek istemesi, tedavinin başarısını ve yaşam kalitesini doğrudan etkiliyor.
İlaç Sektörü-Hekim ve Eczacıların Dergisi